Bilgi Paylaşımının Adresi

Dinigunvegeceler

                                          Üç Aylar 
Bu mübarek üç aylara kavuşmak büyük bir nimettir. Çünkü geçen sene aramızda bulunan bir kısım akraba, dost ve ahbablarımız yoklar. Biz kendilerine ALLAH Teâlâ’dan rahmet diliyoruz. Binaenaleyh, bu nimetin kıymetini bilip, ondan faydalanmamız gerekir. Mümkün mertebe oruç tutmaya gayret gösterelim. Bu ayları tamamen oruçlu geçiren Müslümanların sayısı pek çoktur. Resûl-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri de bu aylarda tutulan oruçların faziletinden sık sık bahsetmişler ve kendileri de bu aylarda daha fazla oruç tutmuşlardır. Abdullah b. Abbas (R.A.): Receb ayında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin: “Bu, artık orucu bırakmaz” deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de, “Bu artık oruç tutmaz” deyinceye kadar orucu terk ettiğini,1 haber vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Receb ayında diğer aylara nazaran daha çok oruç tutmuştur. Ayrıca, Mucibe el-Bahiliyye’nin babası veya amcasından rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, mübarek üç parmağını yumup açarak işaret edip: Haram, hürmet gösterilmesi gerekli olan aylardan bu kadar, yani üç gün oruç tut ve terket, buyurmuşlardır.2 Görülüyor ki Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz haram aylarda oruç tutmayı teşvik etmişlerdir. Receb ayı da, o haram aylardan birisidir. Diğer haram aylar: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Selman-ı Farisî (R.A.) den rivayet edilen bir hadis-i şerifte: Receb ayında; on rekat ayın başında, on rekat ayın ortasında ve on rekat da ayın sonunda olmak üzere toplam otuz rekat nafile namaz kılmanın faziletinden bahsedilmektedir. Bu namaz günahların bağışlanmasına vesile olur ve bir sene oruç tutmuş gibi sevâba nail eder. Ve farz olan namazları devamlı kılmaya yardım eder. Bu namaz mü’mini müşrik ve münâfıktan ayırmaya alâmettir. Bu namazı kılanlar ile Cehennem arasında yetmiş hendek hâsıl olur, her hendeğin arası yer ile gök arası kadardır... buyurulmuştur.3 Abdülkadir-i Geylânî (K.S.) şöyle demiştir: Receb cefayı terk ayıdır; Şaban âmel ve vefa ayıdır; Ramazan ise sadakat ve safa ayıdır. Recep tevbe ayıdır; Şaban muhabbet ayıdır; Ramazan Hakk’a yakınlık bulma ayıdır. Recep hürmet ayıdır; Şaban hizmet ayıdır; Ramazan nimet ayıdır. Recep ibadet ayıdır; Şaban zahidlik ayıdır; Ramazan ise ziyadesi ile nimetlere ermek ayıdır. Recep ayında, iyilikler kat kat artar; Şaban ayında kötülükler kalkar; Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar. Recep, önce gidenlerin ayıdır; Şaban ortadakilerin ayıdır; Ramazan ise, âsilerin ayıdır. Zunnûnî Mısrî (K.S.) şöyle demiştir: Receb âfetlerin geri bırakıldığı, Şaban taatlerin yapıldığı Ramazan ikramların beklendiği aydır. Bu duruma göre: Bir kimse afetleri terk etmez, taatta bulunmaz, ikramları da gözetmez ise o kimse zarar etmiştir. Zunnûnî Mısrî (K.S.) bir başka zamanda şöyle demiştir. Receb ekim, Şaban sulama, Ramazan ise harman ayıdır. Her ekilen biçilir. Her yapılan işin karşılığı görülür. Bir kimse ekim zamanını boşa geçirirse, harman zamanında pişmanlık duyar. Âhirette kötülük göreceğinden dünyada beslediği ümitler de hiç olur. Salih zatlardan bazısı şöyle demiştir: Sene bir ağaçtır. Receb ayı, senenin yapraklanma günleridir. Şaban ayı, meyvelenme günleridir. Ramazan ayı ise senenin meyvelerinin toplandığı günlerdir. Şöyle anlatılmıştır: Receb ayı ALLAH Teâlâ’dan gelecek mağfiretlere tahsis edilmiştir. Şaban özel olarak şefaat ayı kılınmıştır. Ramazan ayında iyilikler kat kat verilir. Bunun için tahsis edilmiştir.4 Görülüyor ki Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve büyüklerimiz bu aylara ve günlere oldukça fazla önem vermişler, ALLAH Teâlâ’ya ibadet ve taatte büyük gayret göstermişler ve biz ümmetlerine güzel örnek olmuşlardır. Bu yüzden ki bu ayların kadr u kıymetini idrak eden ve bu büyük Rahmetten istifade etmeye çalışan büyük zatlar bu ayları büyük bir canlılık içerisinde geçirmişler. Mümkün mertebe oruç tutmuş, Kur’an-ı Kerim okumuş etraflarındaki insanları da bu güzel hasletlerle donatmaya gayret etmişlerdir. İşte asrın kirine-pasına bulaşmış insanlar, kainatın alkışladığı böylesi mübarek ayları vesile kılarak bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını aramalıdırlar. Böylesi günlere bir daha kavuşamama ihtimalini de hesaba katan bir mü’min nasıl bir devlet ve nimetle karşı karşıya kaldığının farkına varırsa umulur ki şanına uygun bir şekilde değerlendirir. Bilhassa bizim yanımızda bu ay ve günlerin yeri olmalı ve fevkalade önem taşımalıdır. Bütün bu günler, bizi ecri ve mükafatı hudutsuz olan Ramazan ayına tam bir sâfiyet ve temizlik içinde hazırlamalıdır. Hayır ve hasenata, muhtaçların iyilik ve yardımlarına koşmamız, manevi ticaret mevsiminin içinde olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Malum, ticaret ya maddî ya manevî olur. Maddî ticaret peşinde koşan tüccarlar malının daha iyi satılacağı ve daha iyi rağbet göreceği mevsimleri beklerler. O mevsimler yaklaştığı zaman çok ciddi bir çalışmaya başlarlar. Piyasaya arz edecekleri malın her çeşidinden ve her sınıfından en iyisini ve en güzelini ararlar ve hazırlarlar. Kazanç ümidi ile icabında çok uzak yerlere giderler. Ticaretine olan hırslarından dolayı rahatlarını bırakırlar. Çoluk çocuklarından ayrılırlar. Her türlü tehlikeyi göze alarak gerektiğinde karadan, denizden ve havadan hareket ederek uzak ülkelere kadar giderler. Bunda şaşılacak bir şey olamasa gerek. Çünkü kazancının tadını tadan bir kimse yanında sıkıntı ve her çeşit güçlük, onca hiçtir. Dikkat buyurulursa bunların yüzde yüz kazanacaklarına dair herhangi bir garantileri de yoktur. Belki kazanır, belki de kazanamazlar ve hatta zarar etmesi de her zaman mümkündür. Bu durumda olan, maddî ticaret peşinde koşan şu insanların haline bakalım, ibret alalım. Bununla beraber farzedelim ki, yüzde yüz kârlı çıkacak, kazanacaklar. Kazanacaklar da sonu ne olacak? Ne olacak, kendisi öbür âleme göçtüğü zaman kazancının hepsi dünyada kalacak. Enes b. Malik (R.A.)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz: “Ölüyü üç şey takib eder, kabre kadar gider de ikisi tekrar geri döner. Biri orada O’nunla beraber kalır. Ölüyü ailesi, malı ve ameli takib eder. Neticede ailesi ve malı geriye döner de, kendisiyle beraber sadece ameli kalır” 5 buyurmuştur. Helâlinden kazanıp, helal olan yerlere harcayamamış ise bir de onların hesabını bir bir verecektir. Fakat herkes böyle değildir. Hep dünya ticaretiyle meşgul olmayan, bu arada ahiretini unutmayan ve orası için mal biriktiren, manevi ticaret yapanlar da vardır. Ahireti kazanmaya çalışan sadık ve muhlis ahiret tüccarları da mevcuttur. Bunlar da bu içerisinde bulunduğumuz manevi ticaret ve kazancın bol olduğu ve yüzde yüz karlı çıkacağı mübarek günlerin kadr u kıymetini bilirler. Zamanlarını değerlendirirler. Kendilerini bu kârlı kazançtan hiçbir şey alıkoyamaz. Böylelerini Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerîm’de şöyle anlatıyor: “Nice adamlar vardır ki, ne bir ticaret, ne de bir alış-veriş ALLAH’ı anmaktan, O’na ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan, namazı gereği üzere kılmaktan, zekât vermekten kendilerini alıkoymaz. Onlar bir günden, Kıyametten korkarlar ki, o günde kalbler ve gözler korkudan halden hale döner, kıvranır. Çünkü ALLAH, kendilerine yaptıkları işlerin en güzeli ile mükafat verecek ve fazlından da, onlara daha ziyadesini verecektir. ALLAH dilediği kimseye hesapsız rızık verir.”6 Bunlar yüzde yüz kazanan tüccarlardır. Aldanma, aldatma, zarar etme ve kazanmama diye bir şey olamaz. Daima kazanırlar. Cenâb-ı Hak, hep değerinden fazla veriyor. Kulunun bir ameline karşı ihlas ve niyetine göre, ondan yediyüze kadar ve hatta: “ALLAH Teâlâ dilediği kimseye, sayısız olarak kat kat verir, ALLAH’ın ihsanı çok geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir”7 âyet-i kerimesi hükmünce sayısız olarak ihsan ve ikramda bulunur. Fazl-u keremi nihayetsiz olan ALLAH; kendisinden korkan, emirlerine sımsıkı sarılan, muhsin ve müttakî kulları için hazırladığı; eni, göklerle yer arası kadar olan uçsuz bucaksız ve nimetleri tükenmeyen cennetleri verecektir. “Rabbimiz ALLAH deyip sonra istikametten ayrılmayanlar, dosdoğru olanlar için ne korku vardır. Ve ne de hüzünleneceklerdir”8 âyet-i kerimesine göre ise maddi ve manevi ticaretlerinde pür dikkat kesilenler, doğruluktan ihlas ve samimiyetten ayrılmayanlar, içi-dışı bir olanlar için hiçbir zaman kaybetmek yoktur. Onlar her türlü korku ve kederden emin olarak rablerinin hıfzı emânındadırlar. Bu bakımdan istikametten ayrılmamak ve bilhassa âhiret hazırlığında ve kazancında en küçük bir kusur ve ihmal yapmamak için, çok ciddi bir çalışmanın içinde bulunmak her mü’minin yapması gereken bir borçtur. “Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, ALLAH katındakiler ise bâkidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.9 ayet-i kerimesi hükmünce, fâniyi bâkıye tercih etmek akıl kârı değildir. “Kendileriniz için hayırdan ne takdim ederseniz, sizden önce ne gönderirseniz onu ALLAH’ın indinde daha hayırlı ve ecrini daha büyük olarak bulursunuz. ALLAH’tan günahlarınızın afvını isteyiniz. Şüphesiz, ALLAH Gafûr’dur, Rahîm’dir”10 ayet-i kerimesi hükmünce de, içerisinde bulunduğumuz büyük manevi ticaret mevsiminin kıymetini bilelim. Çünkü senenin her mevsiminde bu fırsat ele geçmez. Dahası var böyle feyiz ve bereketi bol olan günlere bir daha kavuşmak ya nasip olur, ya olmaz. Bu mevsim; Hâlık-ı Zü’l-Celâl’in ihsanıyla Cehennem ateşinden kurtulan, geçmiş günahları bağışlanan kimselerin ticaret mevsimidir. Bu mevsim, iyilikle, ihsanla, itaatle ve ibadetlere devamla Rabbine yakınlık kazanan büyük hayırlar ve umumi rahmetler sebebi ile kurtuluşa erenlerin ticaret mevsimidir. Bu mevsim, güzel niyetiyle sadaka ve zekâtlarını verenlerin, her çeşit orucunu boş sözlerden, kötü işlerden koruyanların, gözünü, kulağını ve dilini haramlardan çekenlerin ticaret mevsimidir. Bu mevsim, darda kalanlara yardım edenlerin, zayıf ve çaresizlere acıyanların, sabır, tevazu, vera, doğruluk, iffet, emniyet, mürüvvet ve vefa gibi güzel vasıflar kazanarak, nefislerini tezkiye edenlerin, ALLAH Teâlâ’nın bol ihsanı ve rızasına nail olanların, nihayet ALLAH Teâlâ katında, melekler katında ve insanlar yanında itibar ve sevgileri bulunanların ticaret mevsimidir. O halde bütün gücümüzle bu mevsimde çalışalım. Karşılığı kat kat olan salih amellerle meşgul olalım. Şunu iyi bilelim ki, yaptığımız her şey yazıcı melekler tarafından zapt olunmaktadır. Yazılanların hep iyi şeylerimiz olması hususunda büyük titizlik ve gayret gösterelim. “Gerçekten iman edip salih ameller işleyenlere gelince: Şüphe yok ki öyle güzel bir amel işleyenin mükafatını biz zayi etmeyiz.”11 Bir de bakın! Sanki daha dün uğurladığımız üç aylar geldi ve yine geçip gidecek. Uyumayalım! Ömrümüz de böyle gelip geçiyor. Hani dedelerimiz, ninelerimiz! Hani annemiz, babamız! Hani dostlarımız, kardeşlerimiz! Hani geçen sene aramızda bulunan dost ve ahbaplarımız! Nereye gittiler? Niçin aramızda yoklar? Unutmayalım ki, onları sinelerine çeken kara toprak yakında bizi de çekecek... Binaenaleyh bu mübarek üç ayları toparlanmamıza vesile kılarak, Rabbimizin: “Ey iman edenler! ALLAH Teâlâ’dan korkun da emirleri ifa edin. Herkes yarını, kıyamet günü için önden ne göndermiş olduğuna bir baksın. ALLAH Teâlâ’dan korkun da yasak edilen şeyleri terk edin. Çünkü ALLAH Teâlâ, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.”12 “Kendileriniz için hayırdan ne takdim ederseniz, sizden önce ne gönderirseniz, onu ALLAH’ın indinde daha hayırlı ve ecrini daha büyük olarak bulursunuz. ALLAH’tan günahlarınızın afvını isteyiniz. Şüphesiz, ALLAH Gafûr’dur, Rahîm’dir”13 emrine kulak vererek, ahiret için ne hazırlık yaptığımıza bir bakalım. Abdullah b. Abbas (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz nasihat ettiği bir şahsa şöyle buyurmuştur: Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganimet bil: 
1- İhtiyarlamadan evvel, aciz ve düşkün duruma düşmeden önce, gençliğinin kıymetini bil. Oyun ve eğlence gibi sonu hüsran olan şeylerle geçirme. 
2- Hasta olmadan evvel sıhhatinin kıymetini bil. Din ve dünyana yararlı hizmetler yap. 
3- Fakir düşmeden evvel zenginliğinin kıymetini bil. Zenginliğini ekonomik olarak kullan. Malını ve servetini lüzumsuz yere tüketme, tutumlu ol, cimri de olma. 
4- İşin gücün artmadan evvel boş vakitlerinin kıymetini bil. Boş vakitlerini değerlendir. Tembel tembel oturma, yararlı hizmetler yap. 5- Ölüm gelmeden evvel hayatının kıymetini bil. Düzenli ve tertipli olarak hem dünyan için ve hem de ahiretin için çalış. Hiç ölmeyecek gibi dünya işlerini yap, yarın ölecekmiş gibi ahiret hazırlığı yap. Yani, her ikisi için muvazeneli çalış.”14 Unutmayalım ki; içinde bulunduğumuz bu aylar, bu günler ve bu geceler, her zamankinden daha feyizli, daha bereketli, tevbelerin daha çok kabule şayan olduğu vakitlerdir. Bu mukaddes vakitlere yetişmek belki her zaman bizlere nasip olmaz, bunun için bu vakitlerimizin kıymetini bilelim. İnsanoğlu nimetin içerisinde iken kıymetini her zaman takdir edemez. Bunun için her zamankinden daha çok ibadet edelim. Daha çok tevbe ve istiğfarda bulunalım. Çünkü bu mübarek üç aylar Yüce ALLAH’ın ruhumuza ikram ettiği faziletli ve feyizli bir zaman dilimidir. Yapılan dileklerin, dalga dalga ALLAH’a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip, yok ettiği kandiller geçididir. Melekî olduğu kadar, şeytanî özelliklere de sahip, günah işlemeye müsait olan insanın, günahlarından temizlenmesi için bu aylar bir fırsattır. Kısaca bu aylar, günahlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. Ramazan’dan önce oruçla buluşanlar, Cuma Namazına koşanlar, namaza başlayanlar, ibadetlerini çoğaltanlar, tevbe ile ALLAH’a yaklaşanlar... gibi manevî kazanç elde edenlerin çokça görüldüğü anlardır, üç aylar. İnsanoğlu, yaşadığı günlerde farklılıklar olmazsa belli alışkanlıklarıyla hayatını sürdürür. Fakat alışkanlıklarının dışında ve farklı durumlarla karşılaşırlarsa kendine bir çeki düzen verir. İşte idrak ettiğimiz üç aylar ve bu aylar içerisinde bulunan mübarek geceler, mü’minin hayatındaki mutad gün ve geceler arasında, fazlasıyla sevap kazanacağı kıymetli zaman dilimidir. Unutulmamalıdır ki, insan bu dünyada nasıl yaşamışsa, kıyamet gününde ALLAH’ın huzuruna, dünyada işledikleriyle birlikte varacaktır. Götürdükleri iyi ise sevinip mutlu olacak; kötü ise pişmanlık duyarak mahcub olacaktır. Ancak bu mahcubiyetin orada faydası da olmayacaktır. Önümüzdeki üç ay içerisinde gündelik hayatın tek düzeliğinden ve sıradanlığından bizleri alıp, kendi hususi atmosferine götüren bu güzel ve özel günleri ardarda yaşayacağız. Güzel ülkemizin insanları, kandil, Ramazan ve Bayram gibi bu hususi zamanları, sosyal barışın ve sükunetin bir vesilesi sayarak karşılıklı sevgi ve hoşgörüyle karşılayıp uğurlayacak, kendi inanç ve değerlerini yaşama ve yaşatmayı, bizzat yaşayarak öğreneceklerdir. Hayatımızda adeta otokontrol sisteminin kurulmasına vesile olan mübarek bu aylar ve kandiller, dünyevî meşguliyetlerimizden sıyrılıp, yaratılış gayemizi düşünmemiz; Yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi de güçlendirmemiz için son derece değerIi fırsatlardır. İşte idrak ettiğimiz mübarek Üç Aylar, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, milletimize ve bütün insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatmalı, hata, ihmal ve kusurlarımızdan dönmemize, gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olmalıdır. Aramızdaki çekişmeleri, tefrika ve ihtilafları, şahsî menfaat hesaplarını, basit düşünce farklılıklarını bertaraf etmeli; her zamandan daha çok muhtaç olduğumuz ve Yüce Dinimizin bizden ısrarla istediği, barış, hoşgörü, kardeşlik, birlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlakî meziyetlerin yeniden yeşermesini sağlamalıdır. Devam ediyor.... Üç aylara kavuşmak büyük bir nimettir.
Mehmet Talü

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=